Bindik Bir Alamete, Gidiyoruz Kıyamete: Anlamı Ne?
Hepimiz zaman zaman içimizde bir yerlerde yankılanan o meşhur Türk atasözünü duymuşuzdur: “Bindik bir alamete, gidiyoruz kıyamete.” Kimisi bunu şarkı sözleriyle, kimisi de çocukluğunda büyüklerinden duyduğu bir deyimle hatırlıyor. Ama bir düşünsenize, bu cümlede gerçekten ne demek isteniyor? Alamet ve kıyamet… İki kelime, birbirinden çok farklı anlamlar taşıyor gibi görünebilir, ancak belki de tam da bu noktada durmamız, onları anlamamız gerekiyor.
Geçmişi Biraz Kurcalayalım
Bu deyimin kökenine inmek istesek, aslında geçmişin derinliklerine kadar gitmemiz gerekiyor. “Alamet” kelimesi, Arapçadan geçmiş bir sözcük ve bir işaret, bir belirti anlamına geliyor. Yani bir şeyin habercisi ya da bir olayın başlangıcı olabilir. Bu anlamda “alamet” aslında bir durumu, bir gidişatı işaret ediyor. Peki ya “kıyamet”? Kıyamet, Arapçadaki “kıyâma” kelimesinden türemiş ve büyük bir felaketi, evrenin sonunu, her şeyin yok oluşunu ifade ediyor. Aslında bir tür yeniden doğuşun başlangıcı gibi de düşünülebilir.
Böyle bakınca, bu deyim, aslında bir felakete doğru gidişi işaret eden bir cümle olarak karşımıza çıkıyor. Kişinin, içinde bulunduğu durumu ya da dünya çapında yaşanan olayları, belki de bir tehdit olarak algılaması… Yani insanlık, farkında olmadan gidiyor olabileceği bir sonun işaretlerine gözlerini kapamış olabilir. Deyim, tam olarak bunu mı anlatıyor? Bilemiyorum. Ama sanırım burada da önemli olan, bir alarm çalındığını fark edip, buna göre hareket etmemiz gerektiği.
Günümüzde “Alamet” Nerede?
Hadi gelin, bu deyimi günümüzle ilişkilendirelim. İstanbullu bir genç olarak, her sabah ofise gitmek için metrobüse bindiğimde, aklımda bu deyim hep bir şekilde yankı yapıyor. Şehir, bir nevi alamet gibi. Birçok olayı ve durumu işaret eden, bir çok anlam taşıyan sembollerle dolu. Bir yanda deprem gerçeği, bir yanda ekonomik kriz ve çevresel felaketler… Her biri aslında kendi kıyametini gösteriyor gibi. Geçmişte de benzer sorunlar vardı, ama belki de bu kadar büyük bir hızla ve etkileşimle karşı karşıya değildik.
Her gün akşam iş çıkışı arkadaşlarla buluştuğumda, gündem yine değişiyor. Kimi çevremdeki insanlar, bu alametlere kafa yormazken, kimileri de bu gidişattan endişe duyuyor. Biraz da kendi kendime soruyorum: “Gerçekten bir felakete doğru gidiyor muyuz? Yoksa belki de her şey sadece daha fazla farkında olmamız gereken, normalleşmiş bir kaos?”
Şu Anki Dünyada Alametler
Bazı insanlar için alametler, belki de teknolojinin sürekli ilerlemesi ve bizim onlara bağımlılığımızdır. Her gün biraz daha yapay zekâ ile haşır neşir oluyorum. Teknolojinin ne kadar büyüdüğünü, hayatımızın her alanına sızdığını gördükçe, biraz korkuyorum. Çevremdeki çoğu insan, teknolojiye bu kadar alışmışken, onun ne kadar büyük bir tehdit oluşturduğunun farkında bile değil. Her gün cep telefonlarına gözlerini dikip, uyandıkları andan itibaren dünyadan soyutlanıyorlar. Belki de biz, farkında olmadan bir kıyametin içinde yaşıyoruz, ama onu göremiyoruz.
Birçok kişi için alametler ise siyasi durumların giderek kötüye gitmesi ve çevre felaketlerinin arttığı bir dünya. Sürekli yangınlar, seller, kuraklıklar… Durum gerçekten çok vahim. İnsanlar, bu dünyayı kontrol edebileceğini düşünen bir nesil olmaktan, onun bir parçası olmanın ötesine geçemiyorlar. Giderek daha fazla doğaya zarar veriyor, ormanları kesiyor, denizleri kirletiyoruz. Peki ama bütün bunlar sadece bir işaret mi? Bir felaketin habercisi mi? Yoksa biz kendi sonumuzu mu hazırlıyoruz?
Gelecek: Bir Değişim Zamanı Mı?
Geleceğe bakmak… İşte burada bence en kritik soruya geliyoruz: Bu gidişat gerçekten bir kıyamete mi yol açacak, yoksa biz mi bu alametleri değiştirerek bir yeniden doğuş başlatacağız? “Bindik bir alamete, gidiyoruz kıyamete” deyimini düşündükçe, bir yanda geleceğe dair umudum azalıyor, bir yanda da değişimin mümkün olduğunu düşünüyorum. İnsanlar, ne kadar kötüye gittiğini görse de, bir değişim için adım atmakta zorlanıyorlar. Belki de bu değişim bir kıyametin içinde doğacak, belki de son değil bir başlangıç olacak.
Bugün, çevremdeki her şeyin aslında geleceği etkileyebileceğini düşünüyorum. Bir gencin günlük yaşamındaki tercihler, gelecekte dünyayı daha iyi ya da kötü bir yere taşıyabilir. Mesela ben bir gün bilgisayarımı kapattım ve dışarıda biraz zaman geçirmeyi tercih ettim. Bir fark yaratabildim mi? Bilmiyorum ama belki bu küçük adım, bir yerlerde büyük bir değişimin parçasıdır.
Sonuçta Ne Olacak?
Bu yazıda biraz geçmişe, biraz da günümüze döndük. Hem kişisel bir bakış açısıyla, hem de toplumsal bir perspektiften alametin ve kıyametin ne anlama geldiğini tartıştık. Gidiyoruz kıyamete mi, yoksa aslında bir şeylerin başlangıcına mı yol alıyoruz? Belki de ne zaman kıyamet, ne zaman değişim olduğunu biz karar vereceğiz. Ya da belki de zaman bir noktada bu soruya kendi cevabını verecek. Ama şunu biliyoruz: Alametler sadece dışarıda değil, içinde de var. Şimdi, her şeyin farkında olmalı ve adımlarımızı ona göre atmalıyız.