Goygoyculuk Yapmak Deyimi Ne Anlama Gelir? Tarih, Mizah ve Toplumsal Hafıza Üzerine Bir Okuma
Bir tarihçi olarak geçmişe her baktığımda, bugünün dilinde yaşayan deyimlerin aslında kolektif hafızanın sessiz tanıkları olduğunu fark ederim. Her deyim, bir dönemin ruhunu, ilişkilerini ve çatışmalarını taşır. “Goygoyculuk yapmak” ifadesi de bunlardan biridir. Günümüzde çoğu zaman sosyal medyada ya da gündelik sohbetlerde hafif alaycı bir tonla kullanılsa da, bu deyimin kökleri toplumsal davranış biçimlerinin derinlerine kadar uzanır.
Deyimin Anlamı ve Kullanım Alanı
Goygoyculuk yapmak, en basit tanımıyla “bir fikri, kişiyi ya da olayı sorgulamadan desteklemek veya laf kalabalığıyla büyütmek” anlamına gelir. Kimi zaman gereksiz övgü, kimi zaman da yüzeysel bir muhalefet biçimidir. Bu deyim, hem bireysel hem de toplumsal düzeyde eleştirel düşünceden uzak bir tutumu ifade eder.
Türkçe’deki “goygoy” kelimesi, ses taklidi kökenlidir; “boş konuşma”, “laf üretme” ya da “gereksiz tekrar” gibi anlamlar taşır. “Goygoyculuk yapmak” ise bu eylemin sürekli hâline getirilmiş biçimidir: düşünmeden konuşan, söylemi eylemin önüne koyan bir davranış biçimi.
Ama bu deyim sadece bir dil oyunundan ibaret değildir. Toplumun nasıl düşündüğünü, nasıl etkilendiğini ve bazen nasıl yönlendirildiğini anlatan bir tarihsel aynadır.
Tarihsel Arka Plan: Söylemin Gücü ve Kitle Psikolojisi
Tarih boyunca iktidarlar, liderler, topluluklar hep “goygoyculuğun” farklı biçimleriyle karşılaşmıştır. Antik Roma’da senatörlerin tribünleri manipüle etmek için kullandıkları teatral hitabet, Ortaçağ’da dinî vaazların duygusal gücü, modern çağda ise kitle iletişim araçlarının etkisi… Hepsi bir tür “goygoyculuk ekonomisi”nin örnekleridir.
Osmanlı döneminde bu tür davranışlar daha çok “muhalefetsiz itaat” ya da “padişah methiyesi” şeklinde görülürdü. Saray çevresinde, yöneticiyi memnun etmek amacıyla yapılan abartılı övgüler, bugün sosyal medyada tanık olduğumuz “goygoy” kültürünün tarihsel karşılığı gibidir.
19. yüzyılda Tanzimat ve Meşrutiyet dönemleriyle birlikte, eleştirel kamusal alan doğmaya başlasa da “goygoyculuk” tamamen kaybolmadı. Tam tersine, siyasetin, basının ve halkın etkileşiminde yeni biçimlere büründü. Cumhuriyet’in ilk yıllarında da bu durum, devlet ideolojisini abartılı biçimde yücelten ya da körü körüne eleştiren uçlarda kendini gösterdi.
Modern Dönemde Goygoyculuk: Dijital Çağın Yankı Odası
Günümüzde “goygoyculuk” artık sadece kahvehane sohbetlerinde değil, dijital platformların temel dinamiklerinden biri haline geldi. Sosyal medyada hızla yayılan fikirler, ironik yorumlar ya da politik tepkiler, çoğu zaman bilgi değil duygu merkezlidir.
Bir haberi okumadan paylaşmak, bir düşünceyi içeriğini bilmeden desteklemek, bir ismi sadece popüler olduğu için yüceltmek… Tüm bunlar modern “goygoyculuğun” dijital izdüşümleridir. Bu durum, eleştirel düşünme becerilerinin zayıfladığı ve toplumsal diyalogun yerini “gürültü”nün aldığı bir ortam yaratır.
Burada tarihsel bir paralellik görmek mümkündür: Antik dönemde arenalarda halkın çığlıkları, bugün sanal mecralarda “trend” olarak karşımıza çıkar. Goygoyculuk biçim değiştirir ama özü aynıdır: sorgulamadan katılmak, görünür olmanın hazzına kapılmak.
Toplumsal Kırılma Noktaları: Sessizlik ile Gürültü Arasında
Her dönemde toplumların dönüşümünü belirleyen iki uç vardır: sessizlik ve gürültü. Sessizlik, düşüncenin ve sorgulamanın alanıdır; gürültü ise çoğu zaman goygoyun sesidir.
Tarihsel kırılma anlarında —örneğin reform hareketleri, devrimler ya da kriz dönemlerinde— “goygoyculuk” hem baskı araçlarına hem de muhalif hareketlere sızabilmiştir. Bu, toplumun gerçeği konuşmak yerine kimin daha yüksek sesle konuştuğunu önemsediği anlarda belirginleşir.
Bugün ise toplumsal tartışmaların çoğu “bilgi”den çok “etki” üzerinden yürür. Bu da goygoyculuğu, modern dünyanın en görünmez ama en etkili toplumsal davranış biçimlerinden biri haline getirir.
Sonuç: Goygoydan Gerçeğe Dönmek
Goygoyculuk yapmak bir bakıma insanlık tarihinin tekrarlanan reflekslerinden biridir: ait olma, ses çıkarma, görünür olma arzusu. Ancak tarih bize şunu gösterir: her gürültü, hakikatin sesi değildir.
Bu yüzden bu deyimi yalnızca bir eleştiri olarak değil, bir uyarı olarak da okumak gerekir. Çünkü sorgulamadan katılmak, tarihi yanlış anlamanın en eski yollarından biridir.
Belki de bugünün en önemli sorusu şudur: Bizler, fikir üreten bireyler miyiz, yoksa sadece yankı odasında dolaşan modern goygoycular mı?
Son Söz
Goygoyculuk yapmak deyimi, sadece dilimizin değil, toplum olarak düşünme biçimimizin de bir aynasıdır. Geçmişten bugüne baktığımızda, bu deyim bize bir gerçeği hatırlatır: gürültü değil, düşünce kalır.